YÜZDEKİ YARALAR: YÜZEYSELLİĞE BİR BAŞKALDIRI

Yasemin Eti

Ekim ayında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesinde üçüncü sınıf öğrencilerini Howard Barker’ın Wounds to the Face (Yüzdeki Yaralar) isimli oyununda izleme şansım oldu.

Oyun, insanın fiziksel görünümü ile kimliği arasındaki güçlü bağı inceliyor ve farklı hikâyeler içeren on dört bölümden oluşuyor. Karakterler arasında yüzü savaşta yaralanan bir asker, fiziksel görüntüsünden hoşnut olmayan bir kadın, yirmi sene boyu bir delikte yaşayıp görüntüsüyle yüzleşmeye korkan bir kız ve insanların yüzünü düzeltmeyi hedefleyen bir estetik cerrah var. Aynı zamanda tekrarlanan bir imge olarak fiziksel görünümün bu kadar önem taşıdığı bir düzene başkaldıran devrimciler sahneye ani girişler yapıyor.

Tiyatroya girdiğimde ilk dikkatimi çeken şey sahne tasarımı. Seyirci sahnenin iki tarafında, oyun ortada dikdörtgen bir alanda yer alıyor. Sahnedeki dekorlar hep dörtgen, köşeli bir yapıda; banklar, masalar, küpler, aynalar sanki fiziksel görünümün öncelikli olduğu bir düzenin sertliğini yansıtıyor. Sahne tasarımı ve kostümlerin tamamen siyah beyaz oluşu bu sert çizgileri destekliyor. Oyunda farklı bir rengi sadece devrim sahnelerinde kırmızı bir ışıkla ve duvarda asılı kırmızı posterlerde görüyoruz. Düzenin bizi soktuğu siyah beyaz kalıplara bir başkaldırı gibi kullanılıyor bu renk.

Oyunda yer alan en güçlü imgelerden biri (…)

devamı için ABONE OL