ÇOCUKLARA YÖNELİK PERFORMANS CESARET İSTER

Hakan Silahsızoğlu

Çocuklara Yönelik Performans Cesaret İster

Çocuklara yönelik performans sanatları, çoğu zaman sanıldığının aksine, güvenli ve risksiz bir alan değildir. Aksine, estetik, etik ve politik açıdan ciddi cesaret gerektirir. Çünkü çocuklara yönelik üretimler, yalnızca yaşa uygun performanslar üretmekten ibaret değildir; dünyaya nasıl baktığımızı, hangi duyguları paylaşmaya değer gördüğümüzü ve hangi sorulardan kaçtığımızı da açığa çıkarır.

Türkiyede çocuklara yönelik performanslar uzun yıllardır eğlendirici” ve eğitici” başlıkları altında değerlendirilir. Bu iki kavram, ilk bakışta olumlu görünse de zamanla çocuklara yönelik sanatın sınırlarını daraltan bir çerçeveye dönüşmüştür. Eğlendirmesi beklenen işler hafifletilir; eğitmesi beklenen işler didaktikleşir. Oysa sanat, özellikle de performans sanatları, çocuğu ne yalnızca güldürmek ne de ona bir şey öğretmekle sınırlıdır. Sanat, çocuğun hayal dünyasına yeni olanaklar sunmalı; dünyayı sorgulamasına alan açmalı ve ona yalnız olmadığını hissettirmelidir. Bu anlamda sanat, çocuğun dünyayla kurduğu ilişkiye eşlik eden canlı bir deneyim olmalıdır.

Bu dosyada bilinçli olarak “çocuklar için performans” yerine “çocuklara yönelik performans” ifadesi tercih ediliyor. Çünkü bu alan, yalnızca çocukları değil; çocuklarla birlikte deneyimleyen yetişkinleri de kapsar. Çocuklar performanslara kendi başlarına gitmez; onları performans alanına yetişkinler götürür. Biletleri alan, saatleri belirleyen, mekânları seçen ve çoğu zaman uygunluk” filtresini uygulayan yetişkinlerdir. Bu nedenle çocuklara yönelik performanslar, kaçınılmaz olarak kuşaklar arası bir deneyim alanı üretir. Attada ironik bir şekilde “çocuklar ve yanlarında getirdikleri yetişkinler” dememizin nedeni de tam olarak budur; çocuğu merkeze alan, yetişkini ise eşlikçi konumuna çeken bir seyir ilişkisini tarif etmek. (…)

devamı için ABONE OL