ESTETİK SOSYALLEŞME VE SEYİRCİ KİMLİĞİ: ÇOCUK TİYATROSUNUN TOPLUMSAL İŞLEVİ

Ebru Melis Tumbul

Bugünün çocuk tiyatrosu, yalnızca küçük izleyiciler için bir eğlence değil; toplumun kendini yeniden kurduğu sosyokültürel bir laboratuvar olarak düşünülmelidir. Sanat sosyolojisi çalışmaları her sanat formunun bir toplum tahayyülünü sahneye taşıdığını gösterir. Bu yüzden çocuk tiyatrosunun, “geleceğin seyircisini hazırlamanın” ötesinde, bugünün estetik bilincini biçimlendirdiğini söylemek mümkündür. Bu noktada bir sanat sosyoloğunun pusula sorusu şudur: “Toplum çocuğu nasıl seyirci kılar ve bu seyirden ne bekler?” Bir toplum, sanatın anlamını çocuklarına nasıl aktarıyorsa, gelecekte sanatı da öyle konumlandırır. Walter Benjamin’in ifadesiyle çocukluk, dünyanın ilk alımlanma kipliğini oluşturur; bu nedenle çocuk tiyatrosu, yalnızca bir oyun etkinliği değil, öznenin dış dünyayla kurduğu estetik, algısal ve temsilî ilişki biçimlerinin en erken tarihsel-mekânsal konfigürasyonudur.

Durkheim, toplumsal bütünleşmenin bireyleri ortak anlamlar, ritüeller ve normlarla kuşatan bir kolektif bilinç aygıtı aracılığıyla gerçekleştiğini ileri sürerken modern toplumların çocuğu bu bilinç yapısının henüz tamamlanmamış, potansiyel hâlindeki bir unsuru olarak konumlandırdığını da ima eder. Bu perspektifte çocuk, daima geleceğe ertelenmiş bir varlık; “olmakta olan” ama henüz “tamamlanmamış” bir özne olarak kavramsallaştırılır. Bu nedenle sanat kurumları da tarihsel olarak çocuğa çoğunlukla eksiklik-odaklı bir çerçeveden yaklaşmış, onu pedagojik müdahalelerle doldurulacak bir boşluk, eğitilecek bir ham malzeme gibi değerlendirmiştir.

Oysa sanat sosyolojisi, bu eksiklik söyleminin çocuğun estetik ve yaratıcı özerkliğini örtük biçimde bastırdığını vurgular. Hannah Arendt’in “Çocuk, dünyaya yeni bir başlangıç getirendir.” ifadesi, çocuğu tamamlanmamış bir tasarı değil, tersine toplumun kendini yenileme kapasitesini mümkün kılan bir ontolojik başlangıç noktası olarak konumlandırır. Bu bağlamda çağdaş çocuk tiyatrosu, çocuğun dünyaya getirdiği yaratıcı yeniliği temsilde duyulur, görünür ve etkin kılabildiği ölçüde çağdaşlaşır. Dolayısıyla bugünün sahnesinde çocuk, artık “eksik yetişkin” paradigmasına hapsedilmiş bir alıcı yerine; toplumsal ilişkileri, değerleri ve imgeleri yeniden kuran, performatif üretim sürecine aktif biçimde katılan estetik bir özne, hatta bazı açılardan oyunun kurucu failidir. (…)

devamı için ABONE OL