GELENEKSEL İLE MODERNİN BİRLEŞİMİNDE JAPON ÇOCUK TİYATROSU
Zeki Tüzün
Japonya’ya dışarıdan bakan biri için bu ülke, zamanın iki farklı akışını aynı avuçta tutan bir bilgedir: Bir yanda neon ışıklarıyla parıldayan, teknolojiyle dokunmuş bir gelecek; öte yanda yüzyılların ritüellerini sakince koruyan bir hafıza. Bu ikili varoluş yalnızca sokaklarda, tapınaklarda ya da tren istasyonlarında değil, estetik algının en küçük damarlarında bile hissedilir. Tokyo’nun göğü delecek kadar yüksek binalarının arasında, Edo döneminden kalma bir çayevinin sessizce duruşu gibi; Japon kültürü modern ile gelenek arasındaki gerilimden değil, tam tersine, bu iki hâlin birbirini tamamlamasından doğan benzersiz bir uyuma sahiptir. Çocuk tiyatrosu da bu uyumun en incelikli biçimde görünür olduğu alanlardan biridir: Hem geleceğe bakan bir pedagojinin hem de geçmişten süzülen bir estetik mirasın sessiz ama güçlü buluşma noktasında durur.
Bu buluşma noktası, yalnızca sahne tekniklerinin veya hikâye biçimlerinin birleşimi değildir. Japon tiyatrosunun ruhu, çocuk seyircinin hayal gücüne temas ederken ülkenin yüzlerce yıllık ritüellerinden aldığı sabırla süzülür. Modern yapımların ritmi hızlı olabilir ama onların üzerinde, Noh sahnesinin ağır adımları hâlâ duyulur; renkler parlak olabilir fakat Kabuki oyuncusunun yüzündeki boyanın hatırası sahnenin kıyısında durmaya devam eder. Böylece çocuk tiyatrosu, yalnızca eğlence ya da pedagojik bir araç olmaktan çıkar; kültürel bir sürekliliğin, nesiller arasındaki sözsüz konuşmanın bir parçasına dönüşür.
Bu sürekliliğin en eski damarları, Japon performans sanatlarının köklerine gider. Noh’un ağırbaşlı ritmi, bir çocuğun dikkatini uzun süre tutamayacak gibi görünse de bu sahne geleneğinin içinde bulunan soyutlama gücü, çocuk tiyatrosunun estetik diline sızmış durumdadır. Kuklaların, maskelerin, sessizliğin ve uzamış hareketlerin gizemli çekiciliği, Hiroshi Sugimoto’nun yeniden yorumladığı sahne düzenlerinde olduğu gibi, çocukların sezgisel algısına seslenen bir tür rüya atmosferi yaratır. Noh’un yüzyıllardır sürdürdüğü “boşluk” estetiği -yani hareketler arasındaki sessiz ritim- pek çok çağdaş çocuk tiyatrosu yapımında, özellikle de seyircinin katılımına alan açan performanslarda görülür. Çocukların sabırsızlığıyla yetişkinlerin sabrı bir yerde buluşur; sanki sahne zamanı çocukların iç zamanına göre yeniden ayarlanır. (…)

