TEKTİPLEŞTİREN KÜRESELLEŞME VE YENİDEN ÜRETİLEN MÜZİK

İlke Ulaş Kuvanç

Sanat, insanlık tarihi boyunca yalnızca bir ifade aracı değil, aynı zamanda egemen ideolojilerin taşıyıcısı, aktarıcısı ve çoğu zaman da yeniden üreticisi olagelmiştir. Louis Althusser’in “ideolojik aygıt” kavramsallaştırmasından hareketle sanat; bireylerin bilişsel haritalarını dönüştüren, onları mevcut düzenle uzlaştıran ve hegemonik yapıların sürekliliğini sağlayan araçlardan biri olarak konumlanır. Tarih boyunca otorite tarafından himaye edilen ve yine otoritenin çıkarları doğrultusunda şekillenen sanat üretim dinamikleri, modern ve postmodern dönemlerde de farklılık göstermemektedir. Sanatçı, içine doğduğu toplumun ve dönemin kültürel dinamikleriyle sosyalize olan narin bir varlık olarak, bu dinamiklerden toplumun herhangi bir bireyinden daha fazla etkilenir. Toplumun estetik beğenileri, salt estetik kaygılarla üretilen ve toplumsal işlev gözetmeyen sanat yaklaşımlarında bile kendini gösterebilir; zira sanatçı da bu estetik kalıplarla biçimlenmiştir. Dolayısıyla ideoloji doğrultusunda sanat eseri üreten sanatçı ve onun eseri, bu ideolojinin yalnızca pasif bir taşıyıcısı değil, doğrudan bir ideolojik aygıt niteliği taşır. Sanatçı muhalif dahi olsa, karşıtlığının sınırları yine sosyalize olduğu toplumun değer kalıpları içerisinde çizilmiştir. Ancak bu durum, sanatçının yarattığı eserin sanatsal değerini ortadan kaldırmaz. Sanatçı sanatçıdır, sanat sanattır; sanat eseri her koşulda sanat eseridir. Buradaki tartışma, sanat eserinin topluma olan teması üzerinedir.

Bugünün müziği de geçmişte Bach, Beethoven ya da Mozart dönemlerinde olduğu gibi, bestecinin bilinçli ya da bilinçsiz biçimde egemen ideolojiden aldığı estetik yargılar çerçevesinde üretilmektedir. Bugün küreselleşme, tektipleştirme ideolojisiyle bir toplumsal yeniden üretim süreci yürütmektedir. Müzik de bu süreçte yeniden üretilmekte, toplumsal rıza oluşturmak amacıyla ideolojik aygıt işlevi görmektedir. Anthony Giddens, küreselleşmeyi “yerel yaşamların binlerce kilometre uzaktaki gelişmeler tarafından şekillendirilmesi” olarak tanımlar. Bu yalnızca piyasa mekanizmalarında değil, kültürel üretim alanlarında da açıkça gözlemlenmektedir. Günümüzde dünyanın herhangi bir yerinde üretilen bir müzik parçası, küresel ağlara eklemlendiği anda belli teknik normlara, anlatı biçimlerine ve tüketime uygun estetik kalıplara uymak zorundadır. Bu estetik kalıplar ise küreselleşmenin tektipleştirme ideolojisi tarafından belirlenmektedir.

(…)

 

devamı için ABONE OL