HALUK YÜCE İLE SÖYLEŞİ: ÇOCUKLA SAHNE ARASINDA BİR TİYATRO ETİĞİ

Krom Sahne Sanatları Dergisi

 Tiyatroyla kurduğunuz ilişkinin çocuk tiyatrosu üzerinden başlaması sizin için ne ifade ediyor? Tiyatro Tempo’nun serüveni nasıl şekillendi?

Tiyatro Tempo’nun serüveni biraz da benim tiyatro geçmişim demek. 1970’ten itibaren profesyonel tiyatro çalışması içindeyim ve ilk olarak çocuk tiyatrosu alanında Fikret Terzi’nin yönetimi altında Ankara’daki Dünya Çocuk Oyuncuları’nda çalışmaya başladım. Fikret Terzi, yaptığı işi ciddiye alması ve titizlikle yapmasıyla bana rol model oldu. 1970’ten bu yana da neredeyse aralıksız tiyatro yaptım.

1975 ve sonrasındaki yıllarda Ankara Sanat Tiyatrosu deneyimim “sadece çocuk tiyatrosu yapmak” isteğini düşündürmeye başladı. Salih Kalyon, yazar Ahmet Önel ve Yeşim Dorman’la birlikte Ankara Sanat Tiyatrosu’ndan ayrılıp Ankara Çocuk Tiyatrosu’nu kurduk. Sahne tasarımı, asistanlık yapma ve oyun yönetme konusunda deneyim elde ettim ve sonra kukla tiyatrosuna ilgi duymaya başladım. 1980’de Ankara Çocuk Tiyatrosu’ndan ayrıldım. “Tek başıma nasıl öykü anlatırım?” diye düşünürken 12 Eylül sonrasında Çağdaş Sahne’de Rüştü Asyalı, Köksal Engür ve Savaş Akova gibi önemli isimlerle tanışma şansım oldu. Bana çocuklara öyküler anlatma olanağı tanıdılar. Tiyatro Tempo’nun kuruluşunun temeli oradadır.

Ustamla birlikte Theater Taptoe’yla ortak bir çalışma yapmak için Belçika’ya gitmiştik. Ben de onlardan esinlenerek kısaltması T. T. olan Tiyatro Tempo ismini kendi tiyatroma verdim.  İlk oyunumuz İbiş Adında Bir İbiş’i sahneledik. Bu tek kişilik oyunu hâlâ oynuyorum, 42 sezon oldu. Meddah, kukla ve Karagöz formlarını çağdaş sahnede buluşturan bir öykü uyarlaması.

 Kukla, pantomim ve maskla kurduğunuz ilişki nasıl başladı, Karagöz’e yönelişiniz nasıl oldu ve bugün nasıl bir yere getirdi sizi?

1970’lerin başından beri hep pantomimle ilgilendim ve çok sevdim. El yordamıyla öğrendim ve kısa, küçük pantomim gösterileri yaptım, oyunlarımda kullandım. 1970’lerin sonuna doğru pantomim sanatıyla kukla sanatının buluştuğu noktaları, maskın kuklayla bağını görmeye başladım. 1982 yılında Hayali Küçük Ali’nin torunu ve önemli bir Karagöz ustası olan değerli ustam Hayali Torun Çelebi ile tanıştım. Türkiye’de Türk bir kuklacı olma hevesindeyken Karagöz’ü tamamen yok saymanın doğru olmayacağı algısı oluşmuştu bende. Aynı zamanda yurt dışından kitaplar bulmaya çalışıyordum. Bu konuda Özdemir Nutku ve Hülya Nutku’nun desteği olmuştur.

Yanlış hatırlamıyorsam 1985 yılında ustamla birlikte İtalya’da bir kukla festivaline gitmiştik. Benim için çok ufuk açıcıydı, çünkü çok farklı kukla tekniklerini izleme şansım oldu. 1986’da o dönem eşim olan Dilek Cindioğlu’nun doktorası dolayısıyla ABD’ye gittim, bir yıl dil öğrendim. Connecticut eyaletinde uygulanan ‘‘Visiting Folk Artist Programme’’ sayesinde, anaokulundan liseye kadar her yaştan çocukla buluşma, Karagöz tasviri yapım dersleri verme ve oyunları oynama şansım oldu. Ustamın önerisiyle Connecticut Üniversitesi’ne bağlı National Theater Institute ile yazıştım, bölüm başkanını oynattığım bir Karagöz oyununa davet ettim ve burs kazandım. Yüksek lisans bitirme tezimde Samuel Beckett’in Act Without Words I (Sözsüz Oyun I) eserini kukla oyunu olarak uyarladım. 1990’da mezun olduktan sonra hemen Türkiye’ye döndüm ve yine ustamla Hindistan’da Yeni Delhi merkezli 20 günlük çok büyük bir festivale katıldık. Bu festival beni inanılmaz derecede büyüttü. Sonrasında televizyonda program yapmaya başladım. 1997’de kendi salonumuzu açtık; Karagöz Evi. Kavaklıdere’de, Büklüm Sokak’ta bir binanın altını küçük bir tiyatroya dönüştürmüştüm. Ekonomik krizler, ev sahibinin olumsuz tutumları derken 2000’lerin başında kapatmak zorunda kaldık. Ama bu arada Türkiye çapında Karagöz oyunları sergilemek için Denizbank’tan destek aldım ve turne yapma şansım oldu. Çağdaş Eğitim Vakfı’yla birlikte deprem zamanı projeler ve atölye çalışmaları yaptık. Benim çıkış noktam gezici olarak okullara tiyatro yapmaktı. Özellikle Karagöz’ü ilköğretim öğrencileriyle buluşturmak istiyordum ama ilköğretim yöneticileriyle bu bağı kuramıyordum. Orada ciddi bir kirlenmişlik vardı. Herkesin bildiği durum; çocuk tiyatrosuna para odaklı bakıyorlar. Onun için çalışmalarımızı daha çok anaokullarıyla yürüttüm. Sonra yavaş yavaş özel okulların çoğalmasıyla ilkokullara da oyunlar yapmaya başladık ve 2000’lerin başından sonra “Artık gençlik tiyatrosu da yapıyoruz.’’ diyerek ortaokullara yönelik de oyunlar oynadık. Kadromuza Marina Yüce de dâhil olduktan sonra, daha büyük projeler yapabilir duruma geldik. Ve Beckett’ten sonra, yetişkinlere de kukla oyunları yapmaya başladık. Burada Ankara Goethe Enstitüsü çok destekledi bizi. Ortak projeler yaptık, doğrudan gençlere yönelik iki oyun yaptık. Bavul’daki Hayatlar isimli oyunumuzun metni Almanya’da ödül aldı ve oradaki bir Alman tiyatrosu oyunumuzu sahneledi. Biz kukla oyunu olarak yaptık, onlar oyuncularla dramatik tiyatro formunda oynadılar.

 Almanya’da oyunu sahneleyen grup, buraya bizim tiyatromuza geldi, biz onların tiyatrosuna gittik, oyunlarımızı karşılıklı oynadık. Daha sonra Küçük Prens, yetişkinler için yapıldı, sonrasında ise Sokrates’in Son Gecesi yapıldı. Sokrates’in Son Gecesi’ni Bulgar bir tasarımcı, oyun yazarı ve yönetmen ile çalıştık. Böyle güzel bir çalışma yapma şansımız da oldu. Hemen arkasından da bir başka yetişkin oyunu Döngü’yü (Korkut Efsaneleri) yaptık. Şu anda daha çok uluslararası çalışmalar ve projeler yapmaya çalışıyoruz ve oyunlarımızı da daha çok yurt dışında ve festivallerde oynuyoruz. Türkiye’de yaptığımız gösteriler devam ediyor ama sayısı eskiye göre çok düşük. (…)

devamı için ABONE OL