SUDA GEÇEN BİR OYUN: DOĞUM 

Cenk Türkkanı

 

Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı Doğum, yeni sezonun sürprizli oyunlarından biri. Tek perdelik kısa bir oyun olmasına karşın 45 dakika boyunca seyirciyi düşünsel ve görsel açıdan doyuruyor. İranlı yazar Mahana Narimani imzası taşıyan oyunun çevirmenleri Arezou Nosouhi ve Aslı Önal. Genç Tiyatro projesi kapsamında sahnelenen oyunda yönetmenliği Cem Sel üstlenirken oyunun süpervizörü ise Sükûn Işıtan. Oyunda rol alan Cansunur Şimşek, Didem Aygün, Gizem Eskiduman, Çilem Avunç Sağlam ve Derya Keyf sahnedeki performanslarıyla dikkat çekiyor. Dekor, Emre Satı; kostümler, Elif Çakanlı Kurtoğlu; ışık tasarımı, Mehmet Mertal; müzik, İlke Ulaş Kuvanç; koreografi, Ece Burçin Nurlu ve dramaturgi, Alperen Kartal imzasını taşıyor. Özgün adı Labor olan Doğum, 2020’de Red Curtain Internatioal’da en iyi oyun ödülünü almış, ayrıca uluslararası dolaşıma girerek dijital dünyada da bir izleyici kitlesi oluşturmuş.

Doğum ilk andan itibaren seyirciyi özel bir düzenek içinde karşılıyor. Bu düzenek metnin distopik atmosferine hizmet ediyor. Oyunun yaslandığı distopya ise şöyle özetlenebilir: Hamile kadınlar “aşı” vaadiyle bir test sürecine alınır ve bir tahakküm mekanizması işlemeye başlar. Hikâye ilerlerken hep aynı soruyla yüzleşilir. Bireye seçim diye sunulan şeyler nasıl bir itaat mekanizmasına dönüşür?

Bu sorunun yanıtı yine mekânın kendisinde aranmalıdır. Ortada Antik Yunan sahnesini hatırlatan dairesel bir mimari, çevresinde bir seyir düzeni… Hem toplu bir tören hissinin yaratılmasında hem de gözetleme fikrinin sahne mimarisine yansımasında tasarım önemli bir izlek oluşturuyor. Üstelik bu mimarinin içine su yerleştirilmiş: Oyuncular sanki bir doğum alanında ama aynı zamanda bir tecrit havuzunda hareket ediyorlar. Bu dekor tercihi metnin kurduğu dünyanın iki yüzünü aynı anda görünür kılıyor. Arınma amacıyla sunulan şeyin kendisi boğucu, kaygan, tekinsiz bir zemine dönüşüyor.Doğumun en bedensel çağrışımı, soğuk ve tekinsiz bir mekânla burada yan yana geliyor. Bu noktada oyundaki dekor tasarımı en az tekst kadar önemli bir anlama sahip. Dairesel alanın yalnızca bir oyun yeri olarak değil aynı zamanda bir süreç makinesini andırması oyunun anlam cümlesiyle de uyumlu ilerliyor. Işık tasarımının suyun yüzeyinde yarattığı yansımalar “göz”ü çağdaş bir ritüele davet ediyor. Parlayan yerler güvende olunduğu anlamına gelmiyor; karanlık gölgelerde saklanılmıyor. (…)