RAŞİT RIZA SAMAKO: HEP JÖN PRÖMİYE…

Hilmi Zafer Şahin

 

“Sahne hayatımda, istisnasız her çağdan her sınıftan seyirci gözünde ve gönlünde beğenilerek seyredilen ve hiçbir zümre tarafından tenkite uğramayan bir aktör tanıdım. Raşit Rıza Samako” diye yazıyordu Vasfi Rıza Zobu. Bu övücü sözler, sanatçının ölümünün hemen ardından Cumhuriyet Gazetesi’nde bir ay kadar sonra Şehir Tiyatroları’nın yayını Türk Tiyatrosu Dergisi’nin Nisan 1961’deki 333. sayısında yayımlandı.

O, 2. Meşrutiyet’in ilk günlerinden Cumhuriyet Dönemi’ne, ülkemiz Batılı tiyatro geleneğinin önemli adlarından biriydi. Yalnız İstanbul’da değil, Anadolu’nun birçok yerinde, yurtdışında, oyunculuğu, yönetmenliği, tiyatro kurma çabası ve yöneticiliğiyle sahne sanatlarının yaygınlaşmasını, ilgi görmesini sağladı. Ayrıca pek çok sanatçısın sahneye adım atmasında yol gösterici oldu. Ustalarla çalıştı, ardındakilere ustalık yaptı, onların ustalık süreçlerinde yanlarında durdu.

Raşit Rıza Samako, tiyatromuzun farklı türlerinin ve yönelişinin uzun yıllar kalbinin attığı Şehzadebaşı’nın yanıbaşındaki Gedikpaşa’da 1890 yılında doğdu. Doğduğu bina, yine Zobu’nun anlatımıyla “Gedikpaşa tiyatrosunun karşı köşesini işgal eden evdi.” Tiyatro tarihimizde özel bir yeri olan Gedikpaşa Tiyatrosu, pek çok oyuncunun yetiştiği, oyun yazarlarımızın çoğu kez ilk oyunlarının sahnelendiği yerdi. Hagop Vartovyan’ın (Güllü Agop) burada kurduğu Osmanlı Tiyatrosu’nda 1877’de ilk kez sahneye çıkan Ahmet Fehim Efendi burayı “Türk Tiyatrosu’nun ilk mabedi” olarak tanımlıyordu. Ancak 1884’de, Ahmet Mithat Efendi’nin Çerkez Özdenleri adlı oyununun içeriğindeki Çerkez halkının özgürlüğü temasının 2. Abdülhamit’e “jurnal” edilmesi ardından, Samako’nun doğumundan altı yıl kadar önce, Mardiros Mınakyan’ın yönetimindeyken yıktırılmıştı.

Üç yaşında yitirdiği babası Rıza Efendi, devlet memuru olmanın yanında dönemin tanınmış Nakşibendi şeyhlerindedi. Bulgaristan göçmeni olan ailesi ve yakın çevresi açık fikirliydi. Ailesinin geçmişi, sonraları soyadı olarak aldığı Sofya yakınındaki Samakov ilçesine dayanmaktaydı. O daha doğmadan, dönemin gerçeği savaşlar, dini ve etnik çatışmalar, ekonomik ve toplumsal düzenin bozulması gibi nedenlerden aile İstanbul’a taşınmıştı. Yaşı geldiğinde başladığı, bir dönem Mercan Sultanîsi adını da alan bugünkü İstanbul Erkek Lisesi’nin temelini oluşturan Numune-i Terakki Mektebi, Fransızca öğrenmesi için kısa süreliğine gönderildiği Musevi Mektebi, yeniden geldiği Mercan Sultanîsi sonrası İstanbul Hukuk Mektebi öğrenim gördüğü okullar oldu. (…)

 

devamı için ABONE OL