PARLAK GÖK KUBBE ALTINDA SÖYLENMEMİŞ SÖZ KALMADI MI?
Dinçer Ateş
Keyifli bir sayıyla daha karşınızdayız. Özel bir röportajla son yüzyılın önemli tiyatro ustası Theodoros Terzopoulos’u dergimizde ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz.
Yayın kurulumuza katılan Hilmi Zafer Şahin Hocamıza, hoş geldiniz diyerek başlayalım.
Bu sayımızın dosya konusu: “Sanatın Yeniden Üretimi ve Tüketimi”. Her iki kavramla da özü/aurası bozulmuş bir tekrardan bahsediyoruz. Fakat bunu neden/nasıl yapıyoruz? Bugünden bakınca onlarda gördüğümüz eksiklikleri mi tamamlıyoruz, yoksa bugünkü eksikliklerimizle
onları deforme mi ediyoruz?
Neden yeni yerine yeniden üretiyoruz? Parlak gök kubbe altında söylenmemiş söz kalmadı mı? Hikayelerimiz, anlamlandırmalarımız ve anlatılarımız azalıyor ya da bitiyor mu?
İnsanlığın kültürel ambarından getirdiğimiz malzemeleri moleküllerine ayırıyor ve onlardan yeni bir şeyler yapıyoruz. Moleküllerine böldüğümüz şey sadece sanatsal anlatılar mı? Böyle yaparak zamanın, mekânın, anlamın ve insanın da bütünlüğünü bozuyor olabilir miyiz? Artık yeterince taze ürün üretemediğimiz için insanlığın kültürel ambarına mahkûm kaldığımız söylenebilir mi? Çağımızın insanlık tarihine katkısı teknolojiden öteye geçmeyecek mi?
Yoksa büyük anlatılar; tabular, doğmalar ve sanrılarla mı üretildiler? Onları köhne bir biçimden ve bakış açısından mı kurtarıyoruz? İnsanlığın sanatsal-kültürel prangalarından kurtulmaya yeltendiği, özgürleştiği ve nihayet bireyselleşebildiği yeni bir aşamada mıyız?
Her bir yeniden üretimde bu sorulara verdiğimiz cevap değişmiyor mu? Her yeni tüketme biçiminin imkânları ve kısıtları yok mu? Böyle olsa bile bu, biraz geri çekilip bütüne bakmamıza, ne olup bittiğini anlamaya çalışmamıza engel mi?
Bu sayıda bu ve benzeri sorularla yüzleşme olanağı bulduk.
Önümüzdeki sayıda, zorlu ama kaçınılmaz bir meseleye odaklanıyoruz: “Sanatın İdeolojiyle İlişkisi”. Tartışması da üretimi kadar eski bir konu bu. Fakat ideolojiyi siyasal güncelliğe (politika) indirgemeden; yaratıcı, yıkıcı, sağaltıcı, iğdiş edici yanlarıyla, temsil rejimleriyle, estetik normlarıyla birlikte düşünmek istiyoruz. “İdeolojik olan” ile “politik olan”ı birbirine karıştırmadan, sanatı (art süremli, eş süremli ve öte süremli) daha geniş bir perspektifle düşünmenin yollarını arıyoruz.
Sanatın ürettiği anlam, yalnızca içeriğiyle değil, biçimiyle, sesiyle, temsil ettiğiyle ve dışladığıyla bir dünya görüşünü, bir tahayyülü, bir “normal”i inşa ediyor. Bu oluşum süreci bilinçli ya da bilinçsiz şekilde belirli ideolojik çerçeveler içinde gerçekleşiyor. Hangi hikâyeler anlatılıyor? Kim görünür oluyor, kim yok sayılıyor? Seyirci hangi noktada konumlanıyor? Bunlar yalnızca estetik değil, aynı zamanda ideolojik sorular.
Bu konuda ya da sahne sanatlarıyla ilgili diğer konularda özgün yazılarınızı 25 Ağustos 2025’e kadar bekliyoruz. Yazılarınızı göndermek için buraya tıklamanız ve dosyaları yüklemeniz yeterli. Dergimizi incelemek, abone olmak için ise burayı tıklayabilirsiniz.
Keyifli okumalar dilerim.


