MİNİMALİST MÜZİK

 Sedat Anar

 

Her şey eninde sonunda bir melodiye dönüşür.

– Christan Wolff

Devir değişirken müzisyenler ve müzikler de değişir. Müzik kendini yenilemek zorundadır. Yenilenmeyen müzik, geçmişiyle yaşamaya devam edip birtakım formüllere hapsolur. İster Batı klasik müziğine ister caza bakalım, müziğin yenilendiğini görürüz. 12. yüzyılda yaşamış büyük sufi İbn Arabi’ye göre varlığın kökeni harekettir. Hareketsizlik varlığın içinde yer alamaz, çünkü varlık hareketsiz olursa kaynağına, yani hiçliğe geri döner.

Tarihsel avangardın mirasını devralan neo-avangart hareketler, 20. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak günümüze dek sanatsal gelişimlere damga vuruyor. Savaş, politik kovuşturma gibi nedenlerle Avrupa’dan ABD’ye göç eden sanatçılar önderliğinde Fluxus, Black Mountain okulu çevrelerinde toplanan ve dans, müzik, yontu, resim, oyunculuk gibi alanlardan sanatçılar; anlık, rastlantısal, şok ve sarsıcı etkiler yaratmayı hedefleyen sanat olaylarıyla çeşitli adlarla anılan disiplinler arası bir alan yarattılar.

Besteci ve müzisyen Schönberg de bu sanatçılardan biriydi. Schönberg, klasik Batı müziğinde kendi geliştirdiği yeni bir besteleme yöntemi olan “on iki ton müziği (dizgi)” anlayışını ortaya çıkardığında sert eleştirilere maruz kalmıştı. Bir süre sonra birçok besteci tarafından on iki ton müziği kullanılmaya başladı. Ancak yüzyılın en önemli kuramsalçalışmalarından birisini yapan Schönberg bile ömrünün sonlarında kendi bulduğu on iki ton müziğini kullanmayıp tonaliteye dönmüştür. Çünkü on iki nota düzeniyle yazan bir besteci, tonal müzikte yaptığını yapamazdı. Schönberg ise yaşamı boyunca yeniliği arayan bir besteci olarak, kendi geliştirdiği sistemle yetinmeyip yeni arayışlara yönelmiştir. Bir döneme damgasını vuran bu buluş bile, müziğin sürekli değişen doğası içinde tek başına belirleyici olamamıştır.

Her kuşak önceki kuşağın birtakım eksiklerini kapatmak yerine başka yönler, başka çıkış noktaları arayarak yollarına devam eder. 19. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak, her yeni besteci kuşağı bir öncekine göre daha ayrıntılı bir notalamaya gereksinim duymuştur. 20. yüzyıl müziğinde, seslendirmeye ilişkin ayrıntılara giderek daha fazla odaklanan notalama anlayışı, iki önemli kırılma noktasıyla karşılaşır: Yeni klasikçilik ve minimalizm. Bu iki akım, doğaları gereği daha yalın ve ekonomik notalama yaklaşımlarını öne çıkarmıştır. (…)