HALDUN TANER VE OYUN DERGİSİ’NİN İLK DÖNEMİ
Deniz Depe
Bugüne kadar Krom’un “Tiyatro Dergileri” köşesinde anılan Darülbedayi, Küçük Sahne, Küçük Tiyatro ve Meydan Sahnesi mecmuaları; asıl amacı yeni kurulan sahnelerinin oyun programlarını yayımlamak olan, bir edebî tür ya da bir sahne sanatı olarak tiyatroyu tartışmaktan çok (belki Darülbedayi’yi bunun dışında tutabiliriz) tiyatronun reklamını ve tanıtımını yapmak olan dergilerdi.
Haldun Taner’in 1954’te çıkarmaya başladığı Oyun ise bir tiyatro sahnesinin mecmuası değil, 30 kuruşa satılan bağımsız bir “Aylık Tiyatro Dergisi”dir. İlk dönemde[1] gazeteye benzer sade bir tasarımı vardır, görselliğe çok da rağbet edilmediği bellidir. Bir kapağı yoktur, derginin adı her sayıda farklı bir rengi kendine arka plan olarak seçmiştir: sarı, mavi, pembe ve yeşil. 15 Aralık 1954 tarihli ilk sayının altıncı sayfasında, Türk Ticaret Bankası reklamının altında, minicik bir yerde yazar derginin künye bilgileri. Sanki bilerek gizlenmiş gibidir, bu bilgilerin pek de bir önemi yokmuş gibi. “Her ayın on beşinde İstanbul’da yayımlanır”ın altında sahibi H. Taner, yazı işlerini idare eden Reşad Umur olarak görünür. İlk sayısı Yenilik Basımevi’nde basılan derginin idarehane adresi Molla Fenari Sokağı, Cağaloğlu’dur. İkinci sayıda künyeye teknik sekreter olarak Ziyad Nemli eklenir.
Derginin sahibi ve yöneticisi, ilk sayfadan kendilerini ilan etmek ya da imza atar gibi son sayfanın son satırına isimlerini iliştirmek istememişlerdir. Hatta ilk sayfanın sol üst köşesinde küçük bir dikdörtgenin içinde yer alan “İçindekiler” bölümünde de hiçbir isim yer almaz, sadece yazı başlıkları vardır. Zaten sonraki sayılarda “İçindekiler” bölümü tamamen kaldırılır.
Oyun’un ilk sayısı, ilk sayfada yer alan H.T. yani Haldun Taner imzalı “Çıkarken” başlıklı yazıda okuruna şöyle seslenir:
ÇIKARKEN
Heinrich Ibsen “Halk Düşmanı”nın önsözünde “Haklı olan azınlıktır, çoğunluk değil” diye bir laf eder. Norveçli ustanın en geniş anlamı ile verdiği bu aforizmayı biz her alanda ve olduğu gibi kabullenenlerden değiliz. Ne var ki, sanat alanında, çoğu zaman, azınlıkların haklı olduğu da su götürmez bir gerçektir. Tarih boyunca her yeni sanat akımı, ilkin bir azınlığın eseri olarak ortaya çıkmamış, kendini sonradan daha büyük sayıda kişilere kabul ettirmemiş midir?
Türlü sanat çalışmaları da öylesine… çoğunluğun ucuz zevkine -daha doğrusu zevksizliğine- dayananlar, daha güç beğenir, daha ince eleyip sık dokur bir gerçek sanat meraklısı azınlığı, dünyanın her yerinde her zaman, kendilerine düşman saymışlardır, saymaktadırlar, sayacaklardır. (…)
Ama ne var ki, sayıları şimdilik pek az da olsa, aydın ve uyanık bir gençlik kitlesinin yavaş yavaş tiyatronun bir eğlence işi değil, bir sanat ve kültür meselesi olduğunu kavradığını sevinçle görüyoruz. Bugün artık her söylenene inanmayan, her önüne süreni tozpembe bir gözlükle görüp beğenmeyen, her şeyde daha iyi, daha kaliteliyi arayan yeni bir kuşak yetişmektedir. Türk tiyatrosunda istendiği gibi at koşturulduğu, her yapılanın keramet sayıldığı “devri saadet” ergeç tarihe karışacaktır. Bugün her şey elekten geçiriliyor, tartışılıyor, ancak dayanma gücü, yani gerçek değeri olan fikirler, eserler, olaylar ve kişiler kalabiliyor.
OYUN, işte bu taze, canlı, uyanık ve iyi niyetli çabalarım bir nüvesi olmak isteği ile ortaya çıkıyor. Savunduğu değer hükümlerini bir aydın azınlığın malı olmaktan çıkarıp bunu çoğunluğa mal etmek, başlıca amacı… O gün gelince, bu sefer de yeni bir azınlık, eskimiş bulduğu bu değer hükümlerini beğenmeyip ona karşı koyacak… Bundan daha tabi ne olabilir?
Sanatın gelişmesi de zaten yeni ve taze kuvvetlerin, eski zevki ve değerleri süpürüp yerine daha yeni ve kuvvetlilerini getirmesinden başka nedir?[2]
İlk sayfadan verilen diğer yazı, Sabahattin Kudret Aksal’ın kaleme aldığı “Kaynağa Doğru”dur. Aksal, tiyatronun gelişmesi gerektiği üzerine yapılan tartışmalardan bahseder, Şair Evlenmesi’nden bu yana “Var mı bizim tiyatromuz?” diye sorulduğunu hatırlatır. Yazarın buna cevabı “evet”tir. Tiyatronun edebiyatla ve diğer sahne sanatlarıyla olan ilişkisini ve bu ilişkinin önemini anlatır. Tiyatro nedir, sorusunun cevabını bu ilişkide arayan Aksal, kaynak olarak tiyatro edebiyatını gösterir ve oyun yazarlığının önemine dikkat çeker.[3]
(…)
________________
[1] İlk dönem olarak 15 Aralık 1954 – 15 Haziran 1955 arasında çıkan dört sayı kast edilmektedir.
[2] Haldun Taner, “Çıkarken”, Oyun, S.1, ss. 1, 7.
[3] Sabahattin Kudret Aksal, “Kaynağa Doğru”, Oyun, S.1, ss. 1, 7.

