DİJİTAL ÇAĞ REJİSİYLE GİLGAMEŞ DESTANI

Pınar Aydın O’Dwyer

Dijital çağda da olsak, yapay zekâ yaşamımıza yön vermeye başlamış da olsa, insan insandır ve yaşam koşulları değişse de insanlık tarihinde “insana” dair hemen hiçbir şey değişmemiştir. Gilgameş[1] efsanesi bunun en önemli kanıtlarından biridir. Tarihte şu ana kadar bilinen ilk yazılı destan olan Gilgameş (günümüzde giderek üzerinde daha çok durulan) ölümsüzlük uğruna insanın neleri göze alabileceğini anlatan kadim bir konu. Hem bireyin kendi ölümünü başkasında deneyimlemesinin psikolojisi üzerine hem de sınıflı toplum yapısı ve monarşi üzerine tarihi bir bakış açısı içeren bir metin, bir yandan cinsiyetçiliği, diğer yandan da uygarlaşmanın yollarını anlatan bir mit.

Gilgameş Destanı

Gilgameş, MÖ 2150-1400’de Babil Krallığı döneminde Sümer dilinde kil tabletlere yazılmış bir destan. Kral Gilgameş’in adı MÖ 2650 yılından kalma tabletlerde Uruk kralları listesinde kayıtlıymış. MÖ 2100’e tarihlenen 12 tablette ise Gilgameş hakkında şiirsel yazıtlar bulunmuş. Bu yazıtlarda Uruk kralı Gilgameş’in zulmünü durdurmak için tanrıların ona vahşi bir adam olan Enkidu’yu musallat ettiği anlatılıyor. Gilgameş (ego) önce düşman olarak gördüğü Enkidu’da (id; alter-ego), benliğinin bilinçsiz yanını keşfediyor. Gilgameş, Enkidu ile mücadele ediyor ama ona mağlup oluyor. Bu dövüşten sonra kendisini yenene saygı duyan Gılgameş, Enkidu ile dost oluyor, âdeta ruhunun ve bedeninin farkına vararak engin bilgiye ulaşıyor. İki yoldaş Gilgameş ve Enkidu beraberce doğa düşmanı Humbaba’yı yok etmeye gidiyorlar. Bu yolculuk Gilgameş için ölüm gerçeği ile yüzleşme aşamasıdır. Enkidu, Humbaba’yı öldürünce tanrılar tarafından ölüme mahkûm ediliyor. Öte yandan, Gilgameş, tanrıça İnanna’nın (İştar) evlenme teklifini kabul etmediği için tanrıça ondan öç almak amacıyla yoldaşı Enkidu’nun canını alması işleri daha da kötü hâle getiriyor. Gilgameş bir yanda dostunu özlerken, diğer yanda onun gibi ölme korkusu içinde sonsuz yaşamı aramaya koyuluyor. Ararken ya da kendine dönüş yolculuğu yaparken ermiş bilge Ut Napiştim’i buluyor ve ölümsüzlüğün sırrını ona soruyor. Ut Napiştim ona “ölümsüzlüğün ancak geride saygın iz bırakmakla mümkün olabileceğini” öğretiyor. Gerçek ölümsüzlüğü anlayarak insan olmanın hakikatine varan Gilgameş, korkularından arınıp ulvi sevgiye ulaşıyor.

 Ahmed Adnan Saygun’un Gilgameş’i

Ünlü Türk Beşleri’nden besteci Ahmed Adnan Saygun (1907-1991) librettosunu da kaleme aldığı Gilgameş adlı opera-balesinin sadece bestelenmesi değil (1964-1983), 2025-26 sezonunda İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nindeki (İDOB) dünya prömiyerine dek sahnelenmesi de uzun yıllar almış. Epik dram türündeki opera, müzikal açıdan yalın bir eser. Şan bölümlerinin yanı sıra dans ve teatral anlatım da içeriyor. Bestelendiği yılların çok ilerisinde, hatta bugünün çağdaş müzikleri arasında sözü edilecek bir örnek. (…)