ÇOCUK TİYATROMUZUN ÖNCÜ VE SİMGE ADLARINDAN – KEMAL KÜÇÜK

Hilmi Zafer Şahin

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, 19. yüzyıl içinde ülkemizde giderek şekillenen Batılı tiyatronun gelişimine, süreçlerine katkıda bulunan adlardan biri de tiyatromuzda “Küçük Kemal” olarak anılan, Mustafa Kemal Küçük’tü. O da dönemin pek çok adı gibi, ülkenin yitirilen topraklardaki acı, hüzün ve özlemle harmanlanan anılarını, yaşanmışlıklarını yüreğinde ve aklında tutup çocuk yaşta İstanbul’a gelenler arasındaydı. Onlar, çocukluktan bölük pörçük anıları yanlarında getirirken, her şeye karşın insana ve yaşama ilişkin zenginliği ve renkliliği sunan İstanbul’da yaşıyorlardı.

Bazı kaynaklarda 1902 olduğu belirtilse de M. Kemal Küçük, 26 Mayıs 1901’de Girit’te doğdu. Onu “sanatında boyundan büyük” diye tanımlayan Naci Sadullah’ın kendisiyle Yedigün’de yaptığı söyleşiden anladığımız kadarıyla, Girit’teki çocukluk yıllarından beri sahne sanatlarına duyduğu ilgi ve tutku hep vardı. Söyleşide, babası Mehmet Fadıl Bey’in “hafif meşrep” bulduğu, ancak sanata ilgi duyan aileden kadınların yanında, Yunan pandomim toplulukların gösterilerini izlediğinden söz etmekte. Bu gösterilere kadınların tek başlarına gitmelerine olumsuz bakılması nedeniyle evin erkeği olarak onların yanında bulunması, gelecekte seçeceği yol adına önemliydi. Derginin 22 Ocak 1936’daki 150. sayısındaki bu söyleşide yaşadıklarını, “Büyükler konuşurken çocuklar susar! diye lafımı ağzıma tıkayan kadınlar, pandomim seyrine gidebilmek için beni erkekten sayarlardı!” sözleriyle anlattıktan sonra, yol bulmada taşıdığı boyundan büyük fenerden söz ederek ekler: “Bu ağır fener, tiyatro hevesi uğrunda taşıdığım ilk yüktür.”

20. yüzyılın başları, Trablusgarp ve Balkan Savaşları derken yakında çıkacak Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde, iç çatışmalar, yönetim değişiklikleri, dünya egemeni ülkelerin yönlendirme ve zorlamalarıyla Türklerin eski imparatorluk topraklarından göç yollarına düştüğü yıllardı. İnsanlar topluluklar hâlinde yüzyıllardır ekonomik ve toplumsal yaşamına çok şey kattıkları ya da edindikleri onlarca değeri, birikimi arkalarında bırakıp Anadolu’nun farklı yerlerine gidiyorlardı.Öğrenimine Girit’te başlayan M. Küçük Kemal, babasıyla geldiği İstanbul’da ilkin Gelenbevi Lisesi’ne girse de okulun yanmasıyla Vefa Lisesi’ne geçiş yaptı. Ardından İtalyan Ticaret Mektebi’ni bitirip Eczacılık Mektebi’nde okumaya başladı. Orta öğretim yıllarından itibaren okuldaki çalışmalarda sahneye çıkmanın yanı sıra bugün belgelerine ulaşamadığımız kısa oyunlar da yazdı. (…)