GAZZE MONOLOGLARI
BÜTÜN BU SEVGİ BENİ AĞLATTI…
Ali Abu Yasine
[Hazırlayan-Çeviren: Mehmet Selim Özban]
Savaşta her şey siyah değildir. Orada, ruhu ve kalbi aydınlatan, berrak bir güneş ışığı gibi parlayan bir beyaz da vardır. Savaş, her şeyi açığa çıkarır. İnsanlar berraklaşır ve gerçekte kimlerse öyle görünürler. Melekler içlerindeki en iyiyi, şeytanlar en çirkini ortaya döker. İbadeti ve duası riyakâr olan, duayı terk eder; hayatın zorluklarıyla sertleşen bakışlar bile çözülür, yüzler belirginleşir. İnsan, sonunda kendisi olur. Zihinleri meşgul eden sorular birer birer cevap bulur. Bu yüzden savaş bittikten sonra kimse eskisi gibi olmayacak.
Savaş boyunca mesleğimi ve sahnede geçen hayatımı daha çok sevdim; oyunculuk yapmayı, oyun yönetmeyi, öğretmeyi, yazmayı, yollara düşmeyi ve tiyatroda geçen o uzun saatleri. Orada, evde ailemle olduğum zamandan daha fazlasını geçirdim. Ve kendime hep aynı soruyu sordum: Tiyatro bütün bu fedakârlığa değer mi; bu yorgunluğa, sinir yıpranmasına, korkuya, bir oyunun başarısı ile başarısızlığı arasındaki bitmek bilmeyen gerilime? Nice kez sahnedeyken kalbim duracakmış gibi bir acı hissettim. Sinirsel bir gerilim, ardından gelen gevşeme ve yeniden başlayan bir mücadele. Metnin doğasına göre kendimizi ve duygularımızı eğeriz.
Ne tuhaf bir meslek ki güzelliğinin de acımasızlığının da sınırı yok, amacı da sonu da belirsiz. Sanki bilinmeyenle güreşiyoruz. Hep daha iyiyi arıyoruz ve her zaman daha iyisi var. Çoğu zaman kendimizi izlemeyiz; beğenmeyiz çünkü ve “Ah, keşke şunu yapsaydım, bunu yapmasaydım.” der dururuz. Bu arayış hiç bitmez; binlerce yıldır bitmedi, şimdi de devam ediyor. Benim gibi hayal gücüyle var olmaya çalışan tiyatro insanları, yazarlar, sinemacılar, sanatçılar, müzisyenler ve tüm yaratıcı insanlar… hepimiz aynı tutkuyu paylaşırız.
Savaş boyunca benim büyük ailem olan sizler, anları katlanılır kıldınız. Günler, anlarla ölçülür. Attığınız her adım, söylediğiniz her söz, yazdığınız her mektup; direncimin ve umudumun sığınağı oldu. Sizi seviyorum ve mesleğimi seviyorum. Ve bizi yıllar boyunca sevgisiyle kuşatan, bugün bile bunu esirgemeyen seyircimizi nasıl unutabilirim? Savaşın gölgesinde, ekmek kuyruğunda ya da bir pazar kalabalığında biri yanıma yaklaşıp dünyanın bütün sevgisiyle selam verir: “Ali Bey, nasılsınız? İyi misiniz? Bütün işlerinizi izledim… Yardıma ihtiyacınız var mı?” O an savaş yok olur, kuyruklar yok olur, anın bütün acımasızlığı silinir.
Sevgili tiyatrom, dilerim bu kâbus sona erer ve biz yeniden sahnene döneriz; dünyayı sesle, güzellikle, hayatla, aşkla ve barışla doldururuz.

