VAROLUŞU AYARLAMA ENSTİTÜSÜ: DİJİTAL KAOSTA TEATRAL DİRENİŞ

Gürkan Korkmaz

Var mıydık; belki, biraz…

Edip Cansever 

Prolog

Ne İçindeyiz Hakikatin Ne Dışında Algoritmanın

 

Kişiler

Editör

Prof. Dr. Ahmet Hamdi Tanpınar

Haydut: Tanpınar’ın Kedisi

 

Sahne I

(Karanlık. Uzaktan bir telefon sesi. Sanki odanın içinden değil de Zamandan geliyor.)

 

Editör: Hocam merhaba. Rahatsız ediyorum ama makalenizle ilgili bir durum var. 

Tanpınar: (Yavaş, uykudan değil düşünceden uyanmış gibi…) Buyurun efendim… Zamanı mı karıştırdık yine?

Editör: Yok hocam. Sistem makalede yapay zekâ tespit etti.

Tanpınar: Yapay zekâ… Demek kelimeler artık kendi sahiplerini de inkâr edecek kadar ilerledi.

 Editör: Yani şöyle söyleyeyim; bu metni ya bir yapay zekâ yazmıştır ya da Ahmet Hamdi Tanpınar. 

Tanpınar: (Keyiflenir.) O hâlde mesele basit. Ben Ahmet Hamdi Tanpınar’ım.

(Kısa bir duraksama. Editörün nefesi telefonda duyulur.)

Editör: Hocam… Siz öldünüz.

(Sessizlik.) Tanpınar sanki bir saatin içine bakar. Zamanı yoklar.

Tanpınar: Öldüm mü? (Bir an düşünür.) Bir insana öldüğü bu kadar mı geç haber verilir? Demek altmış küsur senedir kendimden habersiz yaşamışım.

Editör: 1962’den beri hocam. Ayrıca sistem metnin özgünlüğünü riskli buluyor. Yüzde yüz intihal ihtimali veriyor. 

Tanpınar: (Hafif bir tebessümle) Garip… Ben kendimi hâlâ raflarda görüyordum. Bir talebenin kitabın kenarına düştüğü notta, bir cümlenin altına çekilmiş kurşun kalemde…

(Sessizlik.)

Editör: Hocam mesele teknik. Metin fazla iyi. Fazla tutarlı. Fazla… Tanpınar.

Tanpınar: Demek ki insan bir gün kendi sesine bile fazla gelir. İntihal mi dediniz?

Editör: Evet hocam. 

(Bir sessizlik daha. Bu kez daha ağır.)

Tanpınar: Son bir sual… Derginiz hangi müesseseye bağlıydı? 

Editör: Hakikati Ayarlama Enstitüsü Yayınları.

(Telefon kapanır. Tanpınar ağır ağır koltuğa çöker. Kedisine bakar.)

Tanpınar: Meğer ölmüşüm, Haydut… Ölmek mesele değil de koca bir hayatı intihal yaşamışım. (Bir an durur.) Bari ölümüm bana zamanında bildirileydi. İnsan, kendi yokluğunu bu ölçüde gecikmeli öğrenmemeli.

(Karanlık.) 

* * *

Bu yazı, dijital çağda tiyatronun ve oyuncu bedeninin hakikatini yalnızca estetik bir araç değil, varoluşu yeniden ayarlayan bir karşı-iddia olarak ele alıyor. Hakikati ise, Heideggervari bir bakış açısıyla; var olanın mahremiyeti biçiminde işaretliyor. Varlığın mahremiyeti, yani; zaafları, eksikleri, kusurları en çok da fazlalıkları.

Hakikatin Makineleşmesi ve Canlılığın Ontolojisi

Bir zamanlar saatleri ayarlamaya çalışıyorduk; bugün Zaman’ın kendisine “ayar” veriliyor. Zaman parçalanmış, hafıza dağılmış, deneyim veri akışına karışmış durumda. Bu yeni düzende algoritmalar çalışıyor, insan ise kendini doğrulamaya uğraşıyor. Gerçeklik veri nesnesine dönüşürken Tiyatro, bedensel varlığı ve canlı karşılaşmayı savunan nadir alanlardan biri olarak beliriyor. Girişteki kısa sahnede “ben intihalmişim” ifadesi yalnızca ironik bir söz değil, dijital çağın trajik özeti olarak okunabilir. Çünkü artık hakikat deneyimle değil, tespitle belirleniyor; nihai tek bir hakem var: Makine. Makine artık hakikatin yeni memuru; insan ise daimî şüpheli. Yazar metin üretmekle yetinmez; o metnin “insan eli değmiş” olduğuna dair görünmez bir savunma yapar. (…)