AŞAĞIDA KALANLARIN İZİ: BULAŞIKÇILAR ÜZERİNE
Mehmet Selim Özban
Bulaşıkçılar, lüks bir restoranın bodrum katında çalışan üç erkeğin -Dressler, Emmett ve Moss’un- aynı mekânda sıkışıp kalmış hayatlarını odağa alan bir oyun. Ekibin başındaki Dressler, Marksizmden ödünç aldığı kavramları metafizik bir görev bilinciyle harmanlayarak bulaşık yıkamayı anlamlı kılmaya çalışan; bu anlam üretimiyle de kendi konumunu tahkim eden bir yöneticidir. İşe yeni başlayan Emmett, geçmişte iyi bir hayat sürmüşken borçları nedeniyle dibe vurmuş, bu bodrumda kendini aşağılanmış ve yabancı hisseden bir karakter olarak Dressler’ın söylemleri arasında daha da savrulur. Uzun yıllardır burada çalışan, yaşlı ve zihni giderek dağılan Moss ise yavaşlığı, kuruntuları ve gerçeklikle kurduğu sorunlu ilişkiyle bu döngünün canlı bir uyarı levhası gibidir: Aşağıda kalmanın geleceğe uzanan hâli. Oyun, bu üç karakter arasında geçen konuşmalar, tekrar eden işler ve küçük çatışmalar üzerinden, büyük olaylar yaratmadan, aşağıda kalmış hayatların nasıl donmuş bir zamana ve kaçışı olmayan bir rutine dönüştüğünü görünür kılar.
Morris Panych’in Bulaşıkçılar’ı, sahneye çıktığı her bağlamda seyirciyi görünmeyene bakmaya zorlayan bir metin. Yukarıda parlayan bir restoranın estetik düzeni ile aşağıda biriken kir, ter ve tekrar arasındaki sert karşıtlık, oyunun yalnızca mekânsal değil, sınıfsal ve varoluşsal omurgasını da kuruyor. Ankara Sanat Tiyatrosu’nun sahnelemesinde bu karşıtlık, ajitasyona yaslanmadan, sessiz ama ısrarlı bir biçimde seyircinin önüne bırakılıyor.
Panych’in metni, “emek” kavramını soyut bir politik başlık olarak değil, gündelik hayatın içinde aşınan bedenler ve umutlar üzerinden ele alıyor. Bulaşık yıkamak, burada yalnızca bir iş değil; tekrarla örülmüş bir yaşam biçimi, hatta zamanın askıya alındığı bir bekleme hâli. Karakterlerin hayalleri de küçük, kırılgan ve ertelenmiş arzular üzerinden şekilleniyor. Metnin gücü de tam olarak burada beliyor: Seyirciyi dramatik patlamalarla değil, tanıdık bir sıkışmışlık duygusuyla yakalıyor. (…)

