SANSÜRÜN YENİDEN ÜRETİMİ: WOKE KÜLTÜRÜ VE YENİ AHLAK DİKTATÖRLÜĞÜ

Ekrem Arslan

Woke kültürü, son yıllarda sosyal adalet, eşitlik ve kimlik politikaları etrafında şekillenen bir bilinçlenme hareketi olarak ortaya çıktı. Uyandırma anlamına gelen “awake” sözcüğünden türeyen woke hareketi ilk bakışta postkolonyal grupların seslerini duyurma, tarihsel adaletsizlikleri gündeme getirme ve daha adil bir toplum kurma iddiası ile yol aldı. Bu yaklaşım, zamanla agresif bir dönüşüm geçirerek toplumsal sağduyuyu tehdit eden baskıcı bir ideolojiye dönüştü ve temsil iddiasında bulunduğu dezavantajlı grupları da marjinalleşmeye mecbur bıraktı. Woke kültürü yalnızca bir toplumsal uyanış temennisi olmaktan uzaklaşarak; düşünce üzerinde tahakküm kuran, ifade özgürlüğünü bastıran ve toplumu ahlaki olarak felce uğratan bir dogmaya evrildi.

Başlangıçta duyarlılık ve empatiyi temel alarak eşitlik savunuculuğu yapan bu kültür, giderek çoğulculuğun düşmanı hâline geldi. Bu kültür etrafında oluşan kitle, protestolar üzerinden elde ettikleri gücün sarhoşluğuyla farklı bakış açılarına yaşam hakkı tanımayan, eleştiriyi faşizmle eş tutan bir zihniyete evrildi. Sosyal medya aracılığıyla yayılan bu kültür, özellikle genç nesiller arasında sorgulamaksızın benimsenen bir moda akımı gibi hızla yayılıyor. Hashtag’lerle, viral kampanyalarla süslenen bu ideolojik yönelim, bireyleri gerçek diyalogdan uzaklaştırıp kimlikler arası savaşlara sürüklüyor. Farklılıkların bir arada yaşayabildiği bir uzlaşı idealinin bu bilinçsiz temsili, mevcut tüm uzlaşı zeminlerinin de altını oyuyor.

(…)

 

devamı için ABONE OL