MİMUS’TAN KARAGÖZ’E: SANAT, İDEOLOJİ VE BURLESK GELENEĞİN DÖNÜŞÜMÜ

-Hermann Reich’ın Hipotezine Eleştirel Bir Bakış-

 

Aziz Murat Aslan

 

Giriş

1903’te Hermann Reich, devasa eseri Der Mimus’ta antik Yunan ve Roma’dan Bizans’a uzanan mimus geleneğini tarihsel süreklilik içinde incelemiş ve bu biçimin Osmanlı-Türk hayal tiyatrosu Karagöz’e evrildiği iddiasını ortaya koymuştur. Reich’a göre Karagöz, sadece halkın basit eğlencesi değil, “antik mimos’un Türkçe devamıdır.” Bu yazıda, Reich’ın mimus tanımını zaman, mekân ve kavram eksenlerinde inceleyecek; Roma ve Bizans uyarlamalarını değerlendirecek, toplumsal destek ve eleştirileri belirleyecek, nihayetinde Karagöz hipotezini sanat–ideoloji kesişiminde tartışacağız.

Yunan Mimus’u: Tanım, Zaman, Mekân, Kavram

Mimus, MÖ 4.-3. yüzyıldan itibaren İskender ve Diadokhlar döneminde doğu Akdeniz’de (İskenderiye, Antakya, Anadolu kıyıları) gelişmiş, agoralarda, pazarlarda ve bazen tiyatrolarda icra edilen burlesk, doğaçlama ve taklit temelli bir sahne formuydu. İçerik itibarıyla gündelik yaşamın tüm yönleri; şehvet, aldatma, köylü–kentli çatışmaları, din adamlarıyla alay gibi konuları ele alırken biçimsel olarak kısa skeçler, doğaçlama diyaloglar, kaba mizah, fallus simgesini merkeze alıyordu. Bu gelenek, özellikle Yunan Dionysos kültü ile bağlantılıdır. Dionysos şenliklerinde kullanılan fallus taşıma geleneği, mimos’un erken biçimlerinin törensel köklerine de işaret eder. Netice itibarı ile halk için eğlence; filozoflarca “biyolog” (hayatı gözleyen) sanat toplumsal karşılığını buluyordu. Destekleyicileri arasında halk sınıfları, kimi sofistler ve Peripatetiklerin; eleştirenlerinin arasında ise ahlakçı çevreler, kimi dini otoritelerin (ör. erken Hristiyan yazarlar, Yuhanna Hrisostomos vb.) bulunduğu söylenebilir.

Roma Mimus’u: Tanım, Zaman, Mekân, Kavram

 Roma’ya geçtiğinde (mimus latinus), özellikle MÖ 1. yüzyıldan MS 4. yüzyıla dek amfi tiyatrolar ve forum sahnelerinde popülerleşti. Bu ardıl form ise biçimsel özellikleri çerçevesinde yazılı metinlerle desteklenen doğaçlama, kadın oyuncuların (istisnai biçimde) sahneye çıkışı, kaba fars ve şiddet içeriyordu. Kavramsal olarak daha sistematikleşmiş, yazılı metinlere bağlanmış biçimler kazanmıştı. Martial’in derisor (alaycı) tipi, Laberius’un metinleriyle sistematikleşen hiciv aksında geliştiği söylenebilirdi. Bir yandan popüler eğlence olarak, diğer yandan ise elitlerin küçümsediği, fakat yine de takip ettiği bir “aşağı sanat” olarak toplumsal karşılığını buluyordu. Destekleyicileri arasında geniş halk tabakaları ve kimi entelektüellerin (Laberius, Publilius Syrus) bulunduğu söylenebilir. Eleştirenler safında ise yine ahlakçılar ve Augustus’un çevresindeki resmî edebiyat politikaları yer alıyordu. Aristokrat çevrelerce yozlaşmış, ahlaksız ve aşağı sanat olarak damgalanmıştır. (…)

 

devamı için ABONE OL