EN İYİ İKİNCİ ÜZERİNE DRAMATURJİK BİR SOHBET

Selin Ceren

 

20 Ocak 2026’da prömiyerini yapan, Barney Morris’in Türkçeye En İyi İkinci adıyla uyarlanan oyununu izleme fırsatı buldum. Oyunu çeviren ve yöneten Semih Değirmenci. Tek kişilik oyunu, birden fazla karaktere hayat veren Kürşat Demir sahneliyor. Sahnede sade ve alüminyum folyoyu metaforik bir malzeme olarak kullanan bir dekor ile karşılaştım. Koltuklarımızın üzerinde bizi karşılayan oyun biletleri de alüminyum folyolara sarılıydı. İlk başta anlam veremediğim bu sembol, karakterin hayatında dokunaklı bir yere işaret ediyordu.

Oyun, Martin’in eşini doğum ultrasonunda beklerken bayılmasıyla başlar, oyun boyunca geriye dönüşlerle Martin’in geçmişi ile bugünü arasında mekik dokuruz. Rutin bir hayat süren Martin, babasının da ısrarıyla Harry Potter seçmelerine katılır. Yüzlerce aday arasından son ikiye kalmayı başarır. Yapımcılar, yönetmen, herkes onu çok beğenir ve rolü onun alacağına kesin gözüyle bakılır. Fakat rolü diğer çocuk, Daniel Radcliffe alır. Bu, Martin için gerçek bir yıkımdır; çünkü hem babasını hayal kırıklığına uğrattığını düşünür hem de rolü alacağına inandırılmışken birden ikinci çocuk olur. Martin, “O rolü alsaydım bambaşka bir hayatım olurdu.” diye düşünür durur. Zaten o düşünmese bile çevresindeki herkes onun yerine bunu düşünür ve Martin’in hissettiği bu baskı, onu içinde bulunduğu toplumdan iyice uzaklaştırır. Hem ikinci olmanın hem “neredeyse Harry Potter olacak çocuk” olmanın gölgesiyle hayatı boyunca hep karşılaşmak zorunda kalır. 

Hatırlanan Bir Anın Dramaturjisi: Kürşat Demir’le Söyleşi

 

Oyuna girdiğiniz andan itibaren karakteri tanıyormuşsunuz gibi hissettiriyorsunuz.  Teksti ilk okuduğunuzda karakterle gerçek tanışma anınız neydi?

Martin, hayat yolculuğu anlamında bana çok benzeyen bir karakter. Metni okuduğumda birçok oynamak istediğim durumun aslında metinde saklı olduğunu gördüm. Ama böyle bariz karakterleri değil. Yani babayı, yapımcıyı canlandırmaktan bahsetmiyorum.

Peki, Martin’in hayatıyla sizin hayatınız hangi noktada kesişiyor?

Martin’in, Sophie’yle yani hayatının aşkıyla karşılaşması, onunla ilişkilerinin inşa olma biçimi, babasıyla sürpriz bir şekilde vedalaşmak zorunda kalması, babasının onun gözünün önünde eriyip gitmesi, babasına onu sevdiğini doğru düzgün söyleyememesi… Yetişkin olarak biriyle vedalaşmak başka bir şey. Çocuk olarak birini kaybetmek bambaşka bir şey. İyi ya da kötü demiyorum ama Martin’in anne babasının ayrılması benim de geçtiğim yerler. O yüzden aslında birçok olayda Martin’le bambaşka tepkiler verecek olsak da özünde hikâyelerimiz benziyor.

Benim eğitim geçmişim de aslında onun ikinciliğine biraz benziyor. Ben iyi bir okulda okudum ama sektöre baktığımızda bunun bir karşılığı var mı? Sanmıyorum. İyi yerlere gelebileceğini düşündüğün bir seçmeyi kaybetmekle Harry Potter seçmesini kaybetmek arasında bir fark yok. Oyunda bunu bir metafor olarak kullanıyoruz. Bu hepimizin hayatında var tabii. Oradan bir benzeşim görülüyorsa ne mutlu bana, çünkü zaten görülsün isterim. (…)