TİYATROMUZUN İLK İKİ ÇOCUK OYUNU
İLK TİYATRO DERSİ ve GÜLMEYEN ÇOCUK ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER

Hilmi Zafer Şahin

29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, ülküleştirdiği uygarlık seviyesine ulaşma yolunda ta ilk baştan kültür ve sanat alanlarını, özellikle de sahne sanatlarını önemsedi, öne çıkardı. Devlet politikası ve dönemin yöneticilerinin olumlu yaklaşımlarıyla yaygınlaşan tiyatro hareketi, Cumhuriyet düşüncesi ve bilincinin toplumsallaşmasında kendine yer buldu. Bu alanda kurumsal olduğu kadar bireysel çabalar da destek gördü. Dünyadaki sanayileşmenin, ekonomik, teknolojik ve toplumsal gelişmelerin uzağında kalan ve yakın geçmişini aşmaya çalışan yeni düzen, ulus ve yurttaşlık bilinciyle hareket eden vatandaşlarının ortak ülküler etrafında buluşmasını isterken tiyatronun temel özelliklerinin yanı sıra içerik ve anlatım biçemiyle kitleleri bir araya getirmede katkıda bulunacağını ön görüyordu.

Aslında 19. yüzyılla birlikte, ülkenin her alanında çoğu kez gereklilikle zorunluluğun iç içe geçtiği süreçler yaşandı. Toplumbilimcilerin, tarihçilerin Batılılaşma olarak tanımladığı, Osmanlı topraklarında yönetimden gündelik yaşamdaki gelişmelere yön veren, insanlara yepyeni düşünme alanları açan bu yöneliş, sahne sanatlarında da geleneksel türler ve anlatılardan kopuşun, yazından sahneye Batı tiyatrosunun kapısını aralıyordu. Hatta zaman içinde hem İstanbul’da hem de imparatorluğun farklı topraklarında yerel yöneticilerden destek buluyordu. Tiyatro insanlarının anılarında, söyleşilerde ya da tarihçilerin yazdıklarında, 20. yüzyıla yaklaştıkça merkezden uzak belli başlı yerleşim yerlerinde yoğun tiyatro çalışmaları yapıldığı bilinmekte. 2. Meşrutiyet sonrası iktidara gelen İttihat ve Terakki, tiyatroyu düşünsel olduğu kadar siyasal “kürsü” olarak görünce, eğitimden başlayarak her yerde tiyatroyu destekledi. 19. yüzyıl son çeyreğinden sonra yazınımıza yön veren adların oyunları, çevirileri, uyarlamaları çoğu kez bireyin toplumsal dönüşümlerdeki öncü işlevini öne çıkartırken geleneksel yaşamın eleştirisini yapıyordu.

Öyle ki, böylesi tarihsel süreçten gelen Cumhuriyet’in kurucu adları da sahne sanatlarının ülke çapında yaygınlaşmasına önem verdi. Mustafa Kemal Atatürk’ün bakış açısı ve yaklaşımı bu çabada yön verici oldu. Bu ulaşılmak istenen uygarlık seviyesi ve giderek kurumsallaşan Cumhuriyet’in, düşünce, bilinç ile önerdiği yaşam biçiminin geleceğe taşınmasıydı. Bunu yapacak olan ise bilime, kültüre, sanata yaslanan yeni insanın ülkeye kazandırılmasıydı. Onlar gençler ve çocuklardı. Bugün “Cumhuriyet kuşağı” olarak tanımlanan, yeni düzenle yaşıt bu insanlara geleceğin oluşturucuları olarak bakılıyordu. (…)

 

devamı için ABONE OL