THEODOROS TERZOPOULOS’LA BİR UYANDIRMA ÇAĞRISI

Röportaj: Erdoğan Kavaz – Füsun Ataman

“Krizdeki tiyatro, köklerine dönerek yeniden doğabilir.”

* * * 

Bu yıl, Dünya Tiyatro Günü Mesajı’nı yazma onuru size layık görüldü ve bu ağır bir sorumluluk idi.  Dünya Tiyatro Günü mesajınız ve orada yer alan sorularınız, günümüz tiyatrosunda eksik bir şeyler olduğunun ve tiyatroya köklerine dönme çağrış yaptığınızın altını çiziyor. Bu çağrının sebebi nedir, günümüzün ve geleceğin tiyatrosunu nasıl görüyorsunuz?

Modern dünyada, savaşlar, doğal afetler, göç olgusu, yoksulluk ve ekonomik eşitsizlik, yapay zekânın yaşamın tüm alanlarına nüfuz etmesi ve yabancılaşma gibi hem bireysel hem de kolektif düzeyde çok sayıda zorlukla karşı karşıyayız. Tiyatro, çevremizde olup bitenlerle ilgili en doğrudan ve en güncel sanat dalı olma iddiasına sahip. Oysa bütün bu gelişmelerin gerisinde kalmakta; kendi dertleriyle uğraşmakta, hatta çoğunlukla beceriksizce ve yüzeysel bir yaklaşımla olayları betimlemekle yetinmekte ya da daha kötüsü, yalnızca kendine referans veren, narsistik bir düzlemde varlık göstermektedir.

Tarih biz her zaman şunu göstermiştir, karanlık dönemlerde değişimin gerçekleşmesi ancak köklere dönerek, özde önemli olanı ortaya çıkararak mümkün olmuştur. Örneğin, Rönesans ve Orta Çağ’dan çıkış, Antik Çağ’daki köklere dönüşle mümkün olmuştur. Bu bağlamda tiyatronun yeniden doğuşunun da kendi köklerine, başladığı yere dönüşle sağlanabileceğine inanıyorum. Tiyatronun kent hayatıyla ve bir o kadar da doğayla bağ kurduğu, mitin yalnızca bir anlatı olarak değil, insan bilmecesine dair içgörüler sunan bir malzeme olarak ele alındığı, Dionysos’un ise farklılıkları ve çelişkileri temsil ettiği o başlangıç noktasına dönülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bence günümüzün ve geleceğin tiyatrosu, sorular sormalı, tartışmalar başlatmalı ve kesinlikleri sarsmalıdır.

Yıllardır tiyatro sanatçılarına, uygulayıcılarına düşüncelerinizi iletiyorsunuz ve tiyatronun Dionysosçu özüne dönmesi için bir yöntem öneriyorsunuz. Okuyucularımız için, benzersiz ve size özgü olan tiyatro yaklaşımınızı, oyunculuk yönteminizin temelini oluşturan vecd (trans-ekstaz) kavramını kısaca açıklayabilir misiniz?

Yüzyıllar boyunca Batı düşüncesi ve kültürü, Apolloncu unsuru en yüce, en ruhanî ve en ahlakî olan olarak yüceltmiş, buna karşılık Dionysosçu öğeyi ise dünyevî, maddi ve hayvanî olarak görmüş ve dışlamıştır. Bu bakış, Descartes’ın zihin-beden ayrımı (dualitesi) olarak bilinen problemi ile paralellik gösterirken, Hegelci diyalektik kuram; tez ve antitezden yeni bir sentez doğacağını öne sürerek Apolloncu ölçü ile Dionysosçu canlılığın bir arada var olmasını savunur.

Benim yöntemimin temelini ve sizin sorduğunuz “vecd” (ekstaz) kavramını oluşturan unsur, nefes alma ve enerjinin işlevi, işleyiş esasıdır. Nefes almayı işlevsel biçimde kavradığınızda, beden yalnızca gerekli olan enerjiyi kullanır; gereksiz kasılmalar ya da duygusal gerilimler ortadan kalkar. Yorgunluk eşiği aşılır, zihnin savunmaları ve korkuları hafifler, hayal gücünün çok katmanlı ve öngörülemez boyutları giderek özgürleşir.

Böylelikle hem fiziksel hem zihinsel yetiler keskinleşir ve genişler, solunum süreci serbestçe akmaya başlar. Zihinle beden arasındaki yarılma giderek silikleşir; beden adeta göz sahibi olur, düşünür, hisseder, sezgileriyle hareket eder, nihayetinde zihnin birçok işlevini bünyesine katar. (…)

devamı için ABONE OL